|
|
|
Yazar Administrator
|
|
24 05 2007 |
ANADOLUNUN BAĞRINDA UNUTULMUŞ AHISKALILAR Halk arasında 93 harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonrasında Ahıska ve çevre yörelerin Rus işgaline uğraması nedeniyle buralarda yaşayan Türklere Ruslar Gürcüler ve Ermeniler tarafından baskılar başlamıştır.Bu üç gurup buralardaki Türk ahaliye baskı kurup onları buralardan göçürmek istemişlerdir .Bir diğer faktörde 93 harbi sırasında Ruslara yardım edip Türk komşularını sırtından vuran Anadolu daki Ermenilerin savaş sonrası Anadolu da barınamayıp Ruslarla beraber giderek Ahıska yöresine yerleşmişlerdir. Bu yörede kendilerine rahatça yurt bulmak için Ahıskadaki Türklere şiddetli baskılar yapmışlardır.Bu baskılar sonucunda Ahıskadaki bazı Türkler Anadolu ya göç etmek zorunda kalmışladır.Rus askerleri bölgedeki Türklere şöyle demiştir �-Osmanlı hükümetiyle çarlık Rusya arasında yapılan anlaşma gereği;Anadolu ya zorunlu göç(sürgün) edeceksiniz.Yanınıza taşıyabileceğiniz değerli eşyalarınızdan alarak kısa zamanda hazır olunuz.Burada ne kadar gayrimenkulünüz varsa kayda geçirilerek sizlere gayrimenkullerinizin ne kadar olduğunu belgeleyen belgeler verilecek, bu belgelerle Anadolu ya gideceksiniz. Osmanlı hükümeti sizleri Anadolu da boşalmış olan Ermeni köylerine yerleştirip Ahıska da sahip olduğunuz kadar gayrimenkul(tarla,toprak)verecektir�. Bu süreçten sonra Anadolu ya göç edenlere çarlık Rusya tarafından pasaportlar verilerek göç süreci başlamıştır.Türkler tarafından boşaltılan köylere de Ermeniler ve Gürcüler yerleştirmiştir. Yozgat ın Yerköy ilçesine bağlı olan Orhan köyü sakinleride bu süreçte Anadolu ya göç etmek zorunda kalıyorlar.Kafileler halinde Anadolu ya göç başliyor.Bu süreçte çok sıkıntılar çekiliyor.Düşünün size biri gelse ve dese vatanınızdan zorunlu olarak başka bir yere gideceksiniz hiç dönmemek üzere ve çok kısa bir zamanda yanınıza alabildiklerinizi alın hazırlığınızı yapın.?! Acaba ne yapardınız bu süreçte.Vatanınızdan ayrılacak olmanın şaşkınlığı ve üzüntüsünü mü yaşardınız bu süreçte, yoksa yanınıza ne alıp gideceksiniz sürgüne, hangisini yapardınız acaba? İşte böyle bir halet-i ruhiyede vatandan koparılan Orhan köyünün sakinlerinin dedeleri yanlarına sadece taşıyabilecekleri eşyalarından birkaçını alabiliyorlar sadece bunları;kilimler,bakır kaplar,ziynet eşyaları vs. bu eşyalarını alarak kanılarla yolculuğa başlıyorlar. Tesbit ettiğimiz kadarıyla bu göç�le(sürgünle) Ahıska merkeze bağlı Dadanış ve Zeydan köylerinden, Aspinza ilçesine bağlı aşağı ve yukarı OşoraKunsa, Damala ,Zülzel,Varnat ve Gamze köylerinden halk birleşerek kafileler halinde Anadoluya göç ediyorlar bu göç esnasında bu sürgün edilen halk Kars, Ağrı, Iğdır ,Erzurum Erzincan ve Bayburt illerine uğrayarak [1] Çorum iline bağlı alaca ilçesinin Söğütözü,Hışık ve Örükaya köylerine yerleşmişler bir kısmı da Yozgat iline bağlı Yerköy ilçesinin Karaağal köyü[2] ve Orhan koyune yerleşmişlerdir.Karaağal ve Orhan koylerine yerleşen Ahıska muacirleri çevre köylerin insanlarınca hoş karşılanmıyorlar.Özelliklede Karaağal koyünün çevresinde bulunan koylerin sakinleri halkımıza çok ezalar veriyorlar.Bu eza ve cefalarda Ruslardan geri kalmıyorlar. Buralardan başka yerlere göç ettirmek için baskı uyguluyorlar.Ahıska dan göç ederek buralara yerleşen insanlarımız rivayetlere göre çok babayiğit insanlarmış ,güçlü kuvvetli heybetli bir yapıya sahiplermiş.Özellikle Karaağal koyumuz de yaşayan iki tane zaat varmış bunların ölümleriyle Karaağal da yaşayan halkımıza çevre köylerin baskıları iyice artmıştır ve sonucunda burada kalan son ailelerde Orhan koyune yerleşmişlerdir. Osmanlı Devleti Orhan köyüne göç eden bu halkı yerleştirip toprak dağıtımı yapmıştır.Bu toprak dağıtımı yanlış bir rivayet değilse eğer çarlık Rusya ve Osmanlı arasında yapılan anlaşma gereği zorunlu göçe tabi tutulan bu halkan Ahıska dan gelirken Rus askerleri tarafından belirlenip ellerine verilen belgelere göre yapılmıştır.[3] Bu toprak dağıtımı neticesinde çevre köylerin halkları iyice kinlenmişlerdir koyumuzun insanlarına.Ama zaman ilerledikçe çevre köylerin insanlarıyla iletişim artmiş ,akrabalıklar kurulmuş ve bu hasmane davranışlar sona ermiştir. Köyümüze Ahıska dan kafilelerden ayrı olarak göç kafilesinden 30-35 sene sonra Sarı Osman isimli zat göç ediyor bu şahıs orada kalarak Osmanlı casusluğu yapmıştır. Batum, Ahıska, Tiflis , Kars ve Erivan bölgelerinden haberler toplayıp Osmanlıya bilgi aktarmıştır .Ermenilerin şikayetiyle Osmanlı casusu olduğu anlaşılınca Ruslar tarafından öldürülmek istenir.Bunun üzerine koyümüze akrabalarının yanına göç ediyor. Köyümüzün sabit bir nüfusu olmamıştır kurulduğundan beri nufus devamlı değişmiştir.Yaklaşık olarak 40 ile 60-70 hane arasında değişmiştir.Ahıska dan kafileler halinde gelindiği için akrabaların ve Ahıska da aynı koyde kalan ailelerin Anadolu da farklı farklı yerlere yerleşmiş olduklarından dolayı köyümüzün ahalisi özellikle Alaca ya bağlı söğütözü ,hışık ve örükaya koylerindeki akrabalarının ve eski koylulerinin yanlarına gidip gelmişlerdir.Şimdi köyümüzün hane sayısı 15 tir. Son üç nüfus sayımına göre köyümüzün nüfusu ise şöyledir:1997 sayımında 1212000 sayımında 1212007 sayımında 66 dır. Köyümüzün nüfusunun azalmasının nedenleri ise; Koyde oluşan geçim sıkıntısı ve yetişen gençlerin okumak ve çalışmak amacıyla şehirlere göçüdür.Köyümüz Yerkoy e ,Ankara ya ve özelliklede İzmir e göç vermiştir.İzmir in Bornova ilçesinin bir mahallesinde bizim köyden göç eden hane sayısının 50-60 hane olduğu söylenmektedir.Köyümüz de muhtarlık yapmış kişilerin listesini 1920 yılı sonrasını bilmekteyiz bunlar:1920-1956 arası :Mihrali ve Kasım kahyalar dönüşümlü olarak yapmıştır1956-1960: Aziz Bozkurt1960-1964: Çelebi Özer1964-1968: Abdi Özbek -1968-1970: Duran Afacan1970-1972: Gülahmet Atik1972-1974: İlyas yaşar1974-1978: Rasim Özbek1978�1984: Muhlis Alim1984 ve sonrası Nusret ÖzerKöyumüzün Kültürü, Adet ve Gelenekleri: Düğünlerimiz: Düğünlerimiz genellikle Cuma günleri başlayıp Pazar günü sona erer.Erkek tarafında düğün Cuma namazı kılınıp cami cemaati yemeğe davet edilir Hoca efendi de beraberlerinde olarak cemeat düğün evine gelir.Damat hoca efendinin yanında bulunur bir bayrak getirilir. Hoca efendi burada dua yapar tebriklerini sunar.Duası yapılan bayrak evin çevreden görünebilecek bir yerine dikilir.Yemekler yenilir çaylar içilir.İsteyen düğünde durur isteyen evine gider.Düğünlerimizde genellikle çalgı olarak davul zurna ve saz bulunur.Cuma günü düğün sahibinin görevlendirdiği bir kişi bütün köye şeker dağıtır ve koylüyü akşam düğün evine davet eder.Akşam olunca koy ahalisi aile etrafıyla birlikte düğün evine giderler.Burada eğlenilir,oyunlar oynanır,halaylar çekilir.Kızlar kendi aralarında bir ekip kurarak erkek kılığına girip piyes türü bir oyun sergilerler.Eğlence gece geç saatlere kadar devam eder.İkindi üzeri erkek evinden büyükler kız tarafına giderek hayırlı olsun dileklerini kız tarafına iletirler.Kız tarafı da buna mükabil akşam saatlerinde erkek evine gelerek iadeyi ziyarette bulunup tebriklerini iletirler. Cuma akşamları köyun gençleri başta olmak üzere toplanan köylüler kız evine baskına giderler . Davul ve zurna da beraberlerinde kız evine gidilerek yaklaşık bir saat orada oyun oynanır halay çekilir.Kız evi de erkek evine baskına cumartesi akşamları gelirler. Cumartesi günleri düğünde yine eğlenceler devam eder çevre köylerden de insanlar düğüne gelerek tebriklerini iletirkler. Kız evi gelir geline ve damada kına yakılır. Pazar günü olunca düğün evinde bir konvoy oluşturulup gelin almaya gidilir. Kız evine gidilip gelin evden dualarla çıkarılıp erkek evine getirilir. Düğünden bir hafta sonra damat gelini yanına alip gelinin ana baba ve akrabalarının elini öpmeye gider.Yemeklerimiz: Hingal,mantı,kete, Tel peyniri, terayağlı kulaklı katmer , feselli, Arabaşı,Patatesli Makarna,Güveç , mısır ekmeği:cadı, bişi,mafiş[4]Ozanlarımız: Köyümüz ve çevre toplum tarafından ünü bilinen Karaağal lı Sarı Aşık isimli ozanımız yaşamıştır . Eserleri günümüze ulaşmamıştır. Köyde eskiden beri devam etmekte olan KÖSE şenlikleri vardır. Her sene kış ayında gençler kendilerine kömürden bıyık sakal vb. yaparak ev ev dolaşır bulgur,buğday,para,şeker vb. şeyler toprarlar. Köyde zamanla eski kültürler kalmamıştır. Köyümüzün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.Coğrafya Yozgat iline 73 km, Yerköy ilçesine 33 km uzaklıktadır. Kış ayları belli zamanlarda çok soğuk geçmektedir. 1980 yıllarda kış ayında kar seviyesi evleri kaplamaktaydı ve nedenle yaz ayındaki buğday boyu normal bir insanın boyundan büyük olmaktadır. Şimdi eski çetin şartlar kalmadığından kışlar kuru ayaz ve normal geçmektedir. Köy yer bakımından geniş bir alanda bulunmaktadır. Yaz aylarında su bolluğunda yemyeşil bir köyle karşılaşabilirsiniz. Kuraklık zamanında köy sanki ıssızdır. Köyde üzüm,kayısı,erik,ceviz,ayva yetiştirilmektedir.Köyde kış ayında kuru ayaz ve karyağışı olmaktadır. Bahar ayına doğru yağışlı geçer, yaz ayında aşırı sıcaklık olmaz.köse şenlikleri:
köse şenlikleri bir yılbaşı eğlencesi değil kış aylarında köyün gençleri toplanırlar.bir grup oluştururlar.içlerinden bazılarını kadın kılığına sokarlar ,kadın kılığına giren;kadın elbiseleri giyer ve yüzlerini yaşmakla iyice kapatır.sadece gözleri görünür. erkeklerde takma sakallar takarlar.ellerini yüzlerini siyaha boyarlar(külle boyarlar yüzlerini
) ve koyunların boynuna takılan cıngırdak deriz zil gibi ses çıkarır. bu cıngırdaklarıda yanlarına alarak ilk önce kendi koyümüzü dolaşırlar sonra çevre köyleri.gece saatlerinde dolaşırlar. gezerlerken evlerin önünde ellerindeki cıngırdakları (zil)çalıp oyun oynarlar kadın kılığına girmiş olanla erkekler oynarlar halay çekerler. hem kendileri eğlenir hemde hane sahibi eğlenir.oyun bitince hane sahibi o köse gezen gençlere hediyeler verir. bu hediyelerden bazıları şunlardır. bulgur. buğday.arpa bazılarıda para verir. bu gençler topladıkları bulgurları, buğdayları sonra satarak paraları bölüşürler,yada elde edilen paralarile kendi aralarında ziyafet düzenlerler.
yukarıda isteğe bağlı zorunlu göç demiştim
bu göçde herkese pasaport verilmemiş bazı gruplara pasaport verilmiş. bazıları ise kendi imkanları ve çabalarıyla kaçmışlar.
maniler:
Saldığın mektupun ucunu yaktım
Bir efkar geldide yoluna baktım
beş türlü çiçekten koynuma soktum
hiçbiride senin gibi kokmuyor.
..................................
maydonoz ot değilmi
yaprağı dört değilmi
ben o yardan ayrıyım
o bana dert değilmi
.....,,,,,,,,,,..............
argın başında karga
vurdum devirdim arğ(g)a
çok hastayım ölüyorum
canım ister kavurga
.......................
şu derenin özleri
gaygun yanar közleri
güzele baka baka
yitirdim öküzleri
.............................
al kağıt , mavi kağıt
ağlarım saat saat
sen orada ben burda
nasıl canın rahat
.....................
elbise dikinmiş sade kağıttan
içerim yanıyor almaz öğütten
bana da yanıp acıma diyorlar
altı aydır ayrıyım ben o yardan...
bizim koye bizlerden önce tatarlar gelip yerleşmiş fakat köyde fazla sivrisinek ve bataklık olduğu için fazla durmayıp başka yerlere göç etmişler . bizler gelip köyümüzün yerindeki bataklıkları kurutup güzel bir yurt etmişiz.
köyümüzün yakınlarından çıkan bazı mezar kalıntılarına göre köyümüzde daha önceleri müslüman olmayan zümrelerin yaşadığınıda tesbit ettik.Hazırlayan : Harun BozkurtAKDAĞMADENİ'NİN TARİHİ
Akdağmadeni Yozgatın yaklaşık yüz km. doğusunda bulunan Yozgatın bir ilçesidir. Akdağmadeni, yerleşim yeri olarak XIX. Yüzyılın ortalarında ve idari yetkiye de haiz bir isimli kurşun işletmesi müdürlüğü olarak kurulmuş ve Madenciler nahiyesi diye adlandırılmıştır. İlçemiz tarihi 1815 yılına kadar ormanlık olduğu bilinmektedir.İşletmenin şimdiki belediye garajının bulunduğu yere kurulmasıyla; Gümüşhane, Trabzon, Arapgir ve Ahıska’dan gelen işçilerle nüfuz hayli artmış ve 1871 tarihinde ilçe hüviyeti kazanmıştır. 1923 yılında kasaba 1.250 hane iken Rum ve Ermenilerin 1924–1927 yılında Yunanistan’a mübadele suretiyle nakilleri üzerine nüfus miktarı oldukça azalmıştır. Aynı tarihte Yunanistan’dan Selanik’in Kayalar bölgesinden mübadele suretiyle gelen 266 hane Türk kasabaya yerleştirilmiş ise de, bunların bir kısmının başka taraflara göçleri üzerine nüfus eksilmesi uzun yıllar telafi edilememiştir. Yine bu tarihlerde köylerde de mübadele yapılmış, Romanya, Bulgaristan (1951) ve 1935 yılında Yugoslavya’dan gelen 790 hane menkul aile köylere yerleştirilmiştir. Hariçten gelen bu mübadil ve göçmenlerden 2/3’ü yurt içinden başka kazalara göç etmişlerdir. Gelen mübadillerin tütüncü olmaları nedeniyle tütün mıntıkasında yerleştirilmiştir. Bulunan akrabalarının yanlarına gitmek istemeleri tekrar göçmelerine sebep olmuştur. Akdağmadeni’nin kuruluşu, itibariyle civar ilçelere nazaran uzun bir geçmişe sahiptir. Bağlı bulunduğu Yozgat ili uzun yıllar Bozok Sancağı adi ile anılan ve Kayseri’yi de içine alan sancağın merkezi kazanın şimdiki Çepni köyü olan Karahisar Beyramşah kazasına bağlı göstermektedir. İlçenin merkezi 1815 yılına kadar ormanlık olduğu bugünkü kasabaya bağlı civar Güneyli Mahallesi’nin kasaba içindeki havuzda (Şimdiki Pazaryeri) hayvanları korkarak sulamaya getirdikleri ve çamlığın sıklığından hayvanların zor girdiği söylenmektedir. 1860 yılında Karahisar Beyramşah kazasına bağlı bir nahiye vücuda gelmiş ve Akdağmadeni 1871 yılında da Karahisar Beyramşah kazası inşa edilerek Akdağmadeni nahiyesine kaza teşkilatı kurulmuş ve Yozgat’a bağlanmıştır. Kaza merkezi birkaç ay sonra eski bir nahiye olan Karamağara (Saraykent) köyüne nakledilmişse de 1876 yılında tekrar Akdağmadeni kasabasına gelmiş ve Karamağara köyü de bu kazaya bağlık bir nahiye olarak kalmıştır. Madenciler nahiyesi olan bu yeni kuruluşun yönetimine sırasıyla; Hasbekli Hacı Emin Ağa, Arapkirlioğlu Hacı Hüseyin Ağa, Tepedelinli Mehmet Ali Paşa torunlarından Ahmet Efendi (Arnavut Ahmet Efendi) şair ve Hariciye-Dâhiliye Nazırlıkları yapmış Akif paşa torunlarından Rıfat Efendi memur edilmiştir. AKDAĞMADENİ VE KÖYLERİNDEKİ AHISKALILAR Yukarıda kısaca bahsettiğimiz Akdağmadeni’nin tarihinden sonra Akdağmadeni ve köylerinde bulunan Ahıskalılar hakkında elde edebildiğim bilgileri sunacağım. Akdağmadeni yöresine gelen Ahıskalıların geliş tarihleri itibariyle eskilere dayandığı için fazla bir bilgiye ne yazıkki ulaşamadım ama Ahıskadan buralara gelmiş, göç etmiş Ahıskalıların varlığının bilinmesi önemli bir husustur. Akdağmadeni ve bazı köylerine 93 harbi diye bildiğimiz 1877-1878 Osmanlı –Rus harbi sonrası gelen Ahıskalılar, Akdağmadeninin kurulmasında önemli bir unsur olmuşlardır. Günümüzde Akdağmadeni ilçesinde AHISHAVİ mahallesi vardır. Akdağmadenine bağlı Ortaköy ve Okçulu köylerinde’de Ahıskadan gelenler mevcuttur. Akdağmadeninin birçok köyünde 93 harbi sonrası buralara göç eden, kendilerinin 93 muaciri olarak adlandıran ve kendilerinin Kars ve çevresinden göç ederek buralara geldiklerini söyleyen insanlar vardır. Bu insanların yaşamına, adetlerine, gelenek ve göröneklerine baktığımızda klasik bir Ahıska kültürüne sahip olduklarını görüyoruz. Vatanlarından koparak buralara gelen Kafkas(Ahıska,Kars ve civarı) muacirleri hakkında o çevrede bulunan insanların kanaati şöyledir: Bu insanlar muhafazakar, geleneklerine bağlı, dürüst, görgülü ve saygıdeğer insanlardır. Akdağmadeni ve köylerinde bulunan Ahıskalıların varlığından kısaca bahsettikten sonra, Ahıshavi mahallesi muhtarı ve Muşalimkalesi köyünde bulunan Ahıska kökenli Abdullah Amca ile yaptığım görüşmelere deyineceğim.
Selahattin ÇALIŞKANAkdağmadeni ilçesi AHISHAVİ Mahallesi Muhtarı ־Selahattin bey ne zaman ve nerede doğdunuz? 1958 yılında Akdağmadeninde doğdum. ־Selahattin bey Ahıshavi mahallesi muhtarlığını ne zamandır yapıyorsunuz? Yaklaşık on beş senedir Ahıshavi mahallesi muhtarlığını yapıyorum. ־Selahattin bey Ahıska kökenlimisiniz? Hayır ־Mahallenizin ismi nereden geliyor? 1850 li yıllarda maden işletmelerinin açıldığı Akdağmadeni o zamanlar ilçe değilmiş. Maden işletmesinin açılmasından sonra bölgeye insanlar yerleşmeye başlamış. İnsanların hayvanlarını otlatmaya korktuğu ormanlarla kaplıymış. Bu bölgeye 19.y.y. ın sonlarına doğru Ahıskadan gelen bir kafile yerleşmiştir. O günden bugüne mahallemizin adı Ahıshavi olarak adlandırılmıştır. ־Ahıskadan göç ederek buraya gelen insanlar hakkında neler bahsedilmiştir ? Ahıskadan gelen bu insanlar; geleneklerine bağlı, kültürlerini devam ettiren , zanaat sahibi ve çeşitli meslek dallarında usta kişiler imiş. İlçenin kurulup gelişmesinde büyük payları vardır. Günümüzde mahallede yaşayan, Ahıskadan gelen bu insanların nesli hala devam etmektemidir? Mahalemizde o günlerde gelen insanların kimler olduğu hakkında fazla bilgimiz yok. Ama bazılarının ilçe dışına göç ettiği tahmin edilmektedir.־ Selahattin bey zaman ayırıp sorularımızı yanıtladığınız için teşekkür ederiz. Böyle bir araştırma yaptığınız için ben teşekkür ederim . Şimdide Abdullah amca ile yaptığımız görüşmeye geçelim: Abdullah ERDOĞANMuşalim kalesi köyünden Abdullah amca nerede doğdunuz? Akdağmadeni ilçesine bağlı Muşalimkalesi köyünde doğdum. Kaç yaşındasınız? 80 yaşındayım Dedenizin Ahıskadan geldiği doğrumu? Evet. Dedelerim 19. y.y. ın sonlarına doğru Ahıskadan buralara göç etmişler. Ahıska kökenliyim. Abdullah amca köyün kuzey yamacında bulunan ahıskalı olarak adlandırılan mevki ismini nereden almaktadır? Buraya 19.yy ın sonlarına doğru Ahıskadan buralara göç edenler gelip buraya yerleşmişler. Bu yüzden buraya Ahıskalı olarak adlandiriyoruz. Ahıskalılar Ahıskalı dediğimiz yerde ne kadar kalmışlar? Yaklaşık birkaç sene kalmışlar.Niye bu kadar kısa kalmışlar? Niye kısa kaldıkları hakkında babamdan duyduğum bir kıssa anlatayım:Eskiden köylerde köy odaları vardı. Bu köy odalarında insanlar toplanıp sohbet eder çeşitli münakaşalarda bulunurlardı. Bir kış günü Ahıskalı dediğimiz mevkide yaşayan Ahıskalıların erkekleri sohbet etmek için Muşalimkalesi köyüne gelmişler. Köy odasında biriken köy ahalisiyle sohbete hasbihale başlamışlar. Evin erkekleri köyodasında iken Ahıskalıların evlerine iki adam gelerek evin erkeklerinin nerede olduğunu sorarlar. Evin hanımları; erkeklerinin köy odasında olduğunu söylerler, bunun üzerine bu adamlar bir torba verirler kadınlara , bu torbayı kocalarınıza emanet bırakıyoruz, derler ve oradan uzaklaşırlar. Zaman ilerledikçe kış mevsimi olduğu için donmuş halde bulunan torba, evin içerisinde sıcağın etkisiyle donu çözülen torbadan kanlar akmaya başlar. Büyük bir korkuya kapılan kadınlar hemen kocalarına haber salarak eve çağırırlar. Kocalarının eve gelmesiyle torbayı açarlarki ne görsünler; bir insan cesedi. Ahıskalıları buradan kaçırmak için böyle bir yola başvuran kötü niyetli kişilerin bunu yapmış olabilecekleri tahmin edilmektedir. Sabah olunca hemen cesedi bir yere defnedirler. Bu olaydan sonra buralar bize yurt olmaz derler ve bir kısmı köyümüze(Muşalimkalesi köyü) bir kısmıda başka yerler göç ederler. Abdullah amca bize zaman ayırıp bilgilendirdiğiniz için teşekkür edeririz. Harun BOZKURT AHISKALI ÖĞRENCİLER BİRLİĞİKonya 11 Mayıs 2007 Cuma Türkiye’nin çeşitli illerinde ki farklı üniversitelerden gelen öğrenciler Konya Selçuk üniversitesi Gökkuşağı kâffesini doldurmaya başladı bile. Tanıdık öğrencilerin birbirlerine sarılmaları ve yıların özlemini birkaç dakikaya sığdırmaları kendilerine hala inanamamış şaşkınlılık dolu bakışlarıyla birbirlerine bakmaları… Kahkahaların kulaklarda yankı yaptığı, sevginin, mutluluğun dolu dolu yaşandığı bir kâffe haline alan Gökkuşağı kâfesi, ismi gibi rengârenk Ahıskalı öğrencilerinin doldurduğu kaffe haline geldi. İşte ASU’nun birinci günü: Yıllar öncesinde sürgünlerde ayrılan kardeşlerin, arkadaşların, akrabaların çocukları hasret düşmüş ailelerinin hasretlerini, özlemlerini birbirlerine sarılarak, sevgi dolu bakışlarıyla, tebessümleriyle sevgilerini göstermeye başladılar bile. Program gereği Turnova maçı için Gökkuşağı kâffesinden ötede bulunan futbol sahasına doğru yürümeye başlandı. Turnuva heyecanı yerini gerilime bırakmaya başlarken; karşı takımlar birbirleriyle maçı kazanma mücadelesi tatlı bir atışmaya dönüşür gibi oldu. Bir taraftan hasret giderme ihtiyacı diğer taraftan o anları ölümsüzleştirmek amaçları ve takımlarına tezahürat etme ihtiyaçları. İşte biz gençler böyleyiz. Yılların özleminin oluşturmuş olduğu özlem ateşini birkaç dakikanın söndürdüğü anları yaşarken, geçmişte yaşanılan günleri hatırlayarak üzülen ama yinede ayakta durabilecek kadar gururlu ve güçlü Ahıskalı gençleriz. Turnova maçı bitimi, Kardelen düğün salonunda yalpan eğlenceyle öğrencilerin günün yorgunluğunu stresini attığı bir ortam haline geldi. Salonda ki gösteriler sırasında Şeyh Şamil oyununu en güzel oynayan çiftine akşam limuzinle kalacakları yurtlara götürüldü. ASU’nun ikinci günü: Sabahın erken saatlerinde öğrencilerin kaldığı yurtlardan alınarak kahvaltı yapmaları için restauran ve ardından Kardelen düğün salonunda ki yarışama için yola çıkıldı. İşte yarışma tüm heyecanıyla başladı. Bildik yarışma gibi sorular ve cevaplar var ama Ahıskalı öğrenciler için bu yarışma birliği, kültürün devam ettiğini ve daha ifade edemediğim birçok şeyi için ifade ediyor. Yarışma sonucunda kazanan taraf bizi ağırlayan Konya takımı oldu. Yarışma bitiminden sonra akşam yemeği yenildi ve otobüslere binilerek Semazenlerin gösterisi izlemek için Mevlana Kültür merkezine gidildi. Sema gösterisinde ki her bir semazenin yaptığı hareketleri salondaki izleyicilere tek tek anlatıldı. Dört bölümden oluşan semazen gösterisi bitimi sonrası öğrencilerin günün yorgunluğunu atmaları için otobüslere bindirilerek yurtlara gönderildi. İşte ASU’nun üçüncü ve misafir öğrencilerin Konya’da ki son günü. Yapılan kahvaltı sonrası Konya gezisine çıkıldı. İlk durağımız Mevlana türbesi, ardından Allatın tepesi oldu. Bu tepe Konya’nın en güzel yerlerinden biridir. Allattın tepesinde Ahıskalı öğrencilerinin sergilemiş oldukları kültüler faaliyetleri, halk oyunları ve güreş ilgi odağı haline geldi. Ahıskalı öğrenciler dışında turistlerin ve Konya yerlisinin oldukça ilgisini çeken bu gösterileri izleyiciler alkışlarıyla beğenilerini ifade edildi ve bu anları ölümsüzleştirmek için fotoğraf ve kamera çekimleri yapıldı. Öğlen yemeği sonrası Allattin tepesinden ayılarak programın son bölümü gerçekleştirmek için gitmiş olduğumuz salonda çeşitli illerde ki öğrencilerin hazırlamış oldukları gösteriler ve oyunlar beğeni ve ilgi izlendi. En komik gösterilerden biri İstanbul ekibinin sergilemiş olduğu “Gelin Kaynana” gösterisi odluca ilgi çekti. Kaynananın kullandığı kelimelerden bir tanesi şöyle idi:“Azraşka”. J Kaynananın büyük geline yapmış olduğu eziyeti anlatan bu gösteride Küçük gelinin maske takarak kaynanayı korkutması gösterinin ana teması oldu. Kaynana maskeli gelinini Azrail sanarak Azraile: ”Ben daha gencim ve yaşamak istiyorum sonbir şans ver Azraşka !!! “ demesi oldukça hoş bir espiri oldu. Yapılan gösteriler içerisinde kültürümüzü, örfümüzü ve adetlerimizi en iyi anlatan ev sahibi Konya ekibinin düğünlerdeki örf ve adetlerimizi anlatan bir gösteri sergiledi. Oyunda Yüz açtı töreninde damat sağdıcının: “ Gelinin dilini mi keselin yoksa başını mı ” demesi ve ardından geline yüz açtı töreninin yapılması, daman ve gelin yengelerinin karşılıklı oynamaları, gelinin teşekkürünü ve saygısını Temenni alarak göstermesi gösterildi. Oldukça eğlenceli geçen bu üç günümüz ne yazık ki bu gösterilerle son bulmuş oldu. Seneye İzmir’de yapılacak olan ASU toplantısını şimdiden iple çekiyoruz. Seneye görüşmek dileğiyle ASU Bursa Ekibi. VATANIM Ahıskalılar, Vatanım deyince kalplerini hüzün kaplıyor, yaşananlara akılları şaşıyor, gözyaşıları gözlerde duramıyor. Özlem, hüzün kağıda sığmıyor; nasıl bir duygudur ki kalem yazamıyor dil söyleyemiyor. Dertler, çileler, özlemler bitmek tukenmek bilmiyor. Ahıskam, karlı dağlarını duman kaplamış görünmüyor. Bağlandı bu deli gönlümüz sana, sensiz çözülmüyor. Ölümden zor geldi ayrılık… Ahıskam her şeyin bir bitimi var ama, özlemine sınır çizilmiyor. Ahıskam gurbet türkümüz, özlemimiz oldun. Bir gün geri döneceğiz ümidi tek tesellimiz oldu. Bu teselli ile büyüdük bu teselli ile bu yola baş koyduk. Ah şu eller, gurbet eller yetti gayrı. Kalelerin, köylerin, çeşmelerin, yaylaların ah…. Vatanım gözümde tüter oldu her bir yanın. Dillerde türkü oldum gönülden bir ah oldun. Ahıskam, etrafın diken olmuş har olmuş yaklaşamadık yolların bize yasak olmuş. Özlemin bu şekilde biter mi. Neden bitmez bu açılar. Her kışın sonu bahardır, Ahıskam bizim bahar ne zamandır? Hesabım kalmasın mahşere. Sürgünler değiştirmedi değiştiremedi bizi Ahıskam. Herkesi bir tarafta dostlar akrabalar ayrı kalmış, herkes ayrı duşmuş yarinden, komşusundan ailesinden. Herkes vaz geçmiş herkesten ama senden kimse vazgeçmemiş Ahıskam. Bu ayrılıkla, sürgünlerle neler yaşadık gel de bize sor. Yaşamak sensiz yaşamak ha ölüm ha yaşamak, uzanamıyor ellerimiz, bitmez umutlarımız. Ahıskam laleler yine biter mi topraklarında, çocuk sesleri duyurulur mu sokaklarında., sevdalılar yine gezer mi sokaklarında, şenliklerin olur mu yaylalarında. Eyy koca dağlar dile gelin söyleyin, nerde bu toprağın insanı, Viraneye dönmüş evler, dikenler burumuş çocukların oynadığı sokakları, tanınmaz olmuş Ahıska biz senden gideli. Kim Ahıskayı öksüz Ahıskalıyı yetim bıraktı. Söyleyin dağlar…. Söyleyin içimizdeki Ahıska sevdasını, Ahıska atesını kım söndürebilecek. Söyleyin bizim baharımız ne zaman gelecek .Vatanım bu da gelir bu da geçer, yine gonca güller kapımızda buyur elbet mazlumun ahı sürmez bir ömür boyu elbet. Gonca gülüm, toprağım, vatanım tek isteğimiz yine sensin. Biz imkansızımı, yoksa vatanımızı mı istedik bu dünyadan. Ah şu eller şu yabancı eller, bizi gurbete salan eller. Son nefesimizsin ilk ve son arzumuzsun. Bursa Öğrenciler Adına Nesibe KAHRAMAN
|
|
Son Güncelleme ( 31 01 2008 )
|
|